politika ve psikoloji
Çar, 04/02/2025 - 12:16 tarihinde admin tarafından gönderildi

Gündemimizde yaşanan olaylar ve “biz neler yapabiliriz” düşüncesi

Son günlerde gündemimizde yaşanan olaylar, sadece hukuki bir mesele olmaktan öte, toplumsal psikolojiyi derinden etkileyen, aynı zamanda bireysel ve kolektif ruh sağlığını tehdit eden bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bu olay, adaletin ne kadar sağlıklı işlediği, bireylerin adalet sistemine duyduğu güven ve toplumsal algının nasıl şekillendiği gibi önemli soruları gündeme getiriyor. Ruh sağlığının politik olduğu ve sosyal medya gibi mecralarla bu algıyı manipüle etme gücüne sahip olduğu bir ortamda, bireylerin düşünsel ve duygusal süreçlerinin nasıl etkilendiği üzerine de derinlemesine düşünmemiz gerekiyor.

Ne Yapmalı?

Boykotlar, toplumsal direnişin etkili araçlarından biri olarak, bireylerin hem toplumsal hem de psikolojik düzeyde güç kazanmalarına olanak tanır. Boykotun sadece dışsal bir etki yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda katılımcılar üzerinde derin psikolojik etkiler yarattığını gözlemlemek önemlidir. Bu tür eylemler, bireylerin toplumsal sorumluluklarını yerine getirdikleri bir araç olmanın ötesinde, kendilerini daha güçlü ve kontrol sahibi hissetmelerine yardımcı olabilir. Bu güçlenme, bir anlamda içsel bir rahatlama ve özgürleşme sağlar.

Mahatma Gandhi'nin sivil itaatsizlik anlayışını düşünürken, boykotların yalnızca maddi kazanımlar elde etme amacı taşımadığını, aynı zamanda toplumsal vicdanı uyandırma ve kendi adalet düşüncelerini göstermek için bir destek sunduğunu da vurgulamak gerekir. Gandhi'nin pasif direniş yaklaşımı, aslında içsel bir güç ve kararlılıkla yönlendirilmiştir. O, adaletsizliğe karşı sessiz ama kararlı bir duruş sergileyerek, bireylerin içsel huzurlarını bulmalarına olanak tanımıştır. Bu içsel rahatlık, bireylerin duygusal olarak kendilerini daha huzurlu ve tatmin olmuş hissetmelerine yol açar.

Boykotlar, insanlara sadece bir hedef uğruna birlikte hareket etme fırsatı sunmakla kalmaz, aynı zamanda kendilerini daha anlamlı bir amacın parçası olarak görmelerini de sağlar. Bu, aslında oldukça güçlü bir psikolojik rahatlama kaynağı olabilir çünkü insanlar, kolektif bir hareketin içinde olduklarında daha fazla bağ kurdukları bir grup kimliğine sahip olurlar. Sosyal kimlik teorisinde de tam olarak bu durum açıklanır; yani bir grup, bireylerin kendilerini nasıl tanımladıklarını ve dünyaya nasıl baktıklarını büyük ölçüde etkiler. Bir boykota katılmak, insanlara sadece bir amaç için hareket etme hissi vermekle kalmaz, aynı zamanda bu hareketin bir parçası olmanın verdiği aidiyet duygusuyla onları psikolojik olarak tatmin eder. Bu da insanların hem kendilerini daha güçlü hissetmelerine hem de toplumsal bir değişimin parçası olmanın verdiği anlamlılığı deneyimlemelerine olanak tanır.

Boykotlar, aynı zamanda bireylerin kendi duygusal sınırlarını belirlemeleri ve kendileri için uygun adaleti aramayı teşvik eden bir araçtır. Bu tür eylemler, bireylerin kendi değerlerine sadık kalmalarını teşvik eder. Bir başka deyişle, boykot yaparak bireyler, dış dünyadaki olumsuzluklara karşı içsel bir sınır çizerler ve bu sınır, onları psikolojik olarak daha güçlü kılar.

Psikolojik Dayanıklılığı Güçlendirmek

Toplumsal direniş, sadece fiziksel bir varlık göstermenin ötesinde, bireylerin duygusal ve bilişsel olarak da sürecin içinde yer almasını gerektirir. Bu da aslında, psikolojik dayanıklılığı güçlendirmenin en etkili yollarından biridir. İnsanlar, yaşadıkları adaletsizlik hissini yalnızca bir mağduriyet olarak değil, bir mücadelenin parçası olarak gördüklerinde, bu deneyimler bir anlam kazanır. James Pennebaker’ın duygusal yazma ve bilişsel yeniden değerlendirme üzerine yaptığı araştırmalar (Pennebaker, 1997), bireylerin stresli deneyimlerini ifade etmelerinin, psikolojik iyileşmelerini ve dirençlerini güçlendirdiğini göstermektedir. Mücadele etmek, yalnızca dış dünyaya karşı bir duruş sergilemek değil, aynı zamanda bireyin kendi içinde de bir dönüşüm yaşamasına olanak tanır. İnsanlar, yaşadıkları travmatik olayları, bir mücadelenin ve direnişin parçası olarak yeniden şekillendirirler ve bu süreç, psikolojik anlamda güçlenmelerine yardımcı olur.

Bunun yanında, Émile Durkheim’in kolektif bilinç (Durkheim, 1893) kavramı, ortak değerler ve normlar aracılığıyla toplumsal dayanışmanın güçlendiğini ortaya koyar. Özellikle toplumsal kriz ve belirsizlik dönemlerinde, insanlar yalnız olmadıklarını fark ettiklerinde daha güçlü hissederler. Kolektif bilinç, bireylerin yalnızca toplumlarının bir parçası olduğunu değil, aynı zamanda değişimin aktif aktörleri olduklarını anlamalarını sağlar. Bu da onlara güç ve motivasyon kazandırır.

Peki, politik süreçlerde psikolojik dayanıklılığı artırmak için başka neler yapılabilir? Öncelikle, bilgi edinmek ve bilinçlenmek bu konuda çok önemlidir. Politik gelişmeleri, tarihte benzer mücadeleleri ve değişim süreçlerini anlamak, bireyin kendini daha güçlü hissetmesini sağlar. Bilgiye sahip olmak, belirsizlikten doğan kaygıyı azaltır ve bireye bilinçli bir şekilde hareket etme gücü verir. Aynı zamanda, bilişsel esneklik geliştirmek de kritik bir beceridir. Politik süreçler inişli çıkışlıdır; her zaman istenilen sonuçlar elde edilemeyebilir. Ama önemli olan, anlık yenilgileri büyük resmin bir parçası olarak görebilmek ve mücadeleye uzun vadeli bir perspektiften bakabilmektir. "Bugün istediğimiz gibi gitmedi ama bu sadece sürecin bir parçası" diyebilmek, bireyin psikolojik sağlamlığını korumasına yardımcı olur.

Bunun yanı sıra, kendini tükenmişlikten korumak ve psikolojik iyi oluşa dikkat etmek de dayanıklılığı artıran bir diğer faktördür. Sürekli mücadele halinde olmak yorucu olabilir ve umutsuzluğa kapılmak bazen kaçınılmazdır. Bu noktada, bireyin kendi ruhsal sağlığına yatırım yapması, zaman zaman geri çekilip dinlenmesi ve duygusal olarak kendini toparlaması önemlidir. Sanat, edebiyat, mizah veya yaratıcı ifade biçimleri, mücadeleyi sürdürürken bireyin içsel gücünü beslemesine yardımcı olabilir. Unutmamak gerekir ki, dayanıklılık sadece "daha fazla direnmek" değil, aynı zamanda "nasıl ve ne zaman dinleneceğini bilmek" ile de ilgilidir.

Sonuç olarak, psikolojik dayanıklılık sadece bireysel bir çabayla değil, kolektif destekle, bilgiyle ve bilinçli stratejilerle güçlendirilir. Politik süreçlerde uzun vadeli bir bakış açısına sahip olmak, toplum içinde dayanışmayı artırmak ve bireysel ruh sağlığını koruyarak mücadeleyi sürdürebilmek, değişim yaratmanın en önemli unsurlarından biridir. Küçük adımlar bile büyük dönüşümlerin temelini oluşturabilir ve en önemlisi, bu süreçte güçlü kalabilmek için bireyin hem kendisine hem de birlikte mücadele ettiği insanlara iyi bakması gerekir.

Psikoloji Öğrencisi Cansu Işık